1 Mayıs, yalnızca bir takvim günü olmanın ötesinde, toplumsal adaletin bir göstergesi haline gelmiştir. Türkiye’de bu tarih, emeğin bayramı olarak kutlanmaktan ziyade, işçilerin mücadelelerinin bir yansıması haline dönüşmüştür. Bugün, milyonlarca insan çalışmasına rağmen geçim sıkıntısı çekmektedir. Bu durum, sadece ekonomik zorlukları değil, derin bir adalet sorununu da beraberinde getirmektedir.
Asgari ücret, çalışma hayatına yeni adım atanların belirli bir süre için alması gereken geçim ücretiyken, Türkiye’de bu kavram zamanla anlamını kaybetmiş ve norm haline gelmiştir. Çalışanların neredeyse yarısının asgari ücretle yaşamaya çalışması, bu dönüşümün en belirgin işaretidir. Artık asgari ücret, bir ölçüt değil, neredeyse bir tavan haline gelmiştir. Çalışanlar uzun yıllar emek verse de bu seviyeyi aşamamakta, dolayısıyla ilerlemek yerine duraksamaktadır. Üstelik, bu ücretin geçim sağlamaktan oldukça uzak olduğu da bir başka gerçektir. Barınma sorunları artarken, kira fiyatları fahiş seviyelere ulaşmış ve ev sahibi olma hayali birçok kişi için ulaşılmaz hale gelmiştir. Gıda fiyatları sürekli yükselirken, enerji ve ulaşım giderleri de hane halklarının bütçelerini zorlamaktadır. Hayat pahalılığı artarken gelirlerin aynı hızda yükselmemesi, alım gücünü ciddi şekilde etkilemektedir. Yapılan zamlar, cebe girmeden değerini kaybetmekte ve çalışanlar sürekli geriye düşmektedir.
Bu durum özellikle genç bireyleri derinden etkilemektedir. “Gençler çalışmak istemiyor” söylemi, gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Türkiye’nin gençleri, çalışkan ve yetenekli bireylerdir. Sorun, onların çalışmayı istememeleri değil, emeklerinin karşılığını alamamalarıdır. Eğitim alarak kendilerini geliştiren gençler, genellikle güvencesiz ve düşük ücretli işler ile karşılaşmakta, belirsiz bir gelecek ile yüzleşmektedir. Dolayısıyla gençlerin itirazı tembellikten değil, adaletsizlikten kaynaklanmaktadır.
Ekonomik zorluklara karşı esnek politikaların geliştirilmesi zaruridir. Geçmişte zor zamanlarda asgari ücrete yıl içinde birkaç kez zam yapılabilirken, bugün bu uygulama göz ardı edilmektedir. Oysaki hayat, yılda bir kez değil, her gün zamlanmaktadır. Bu noktada mesele, teknik bir durumun ötesinde, açık bir tercih meselesidir. Ara zam yapılması için hukuki bir engel yoktur. Ekonominin sağlıklı işleyebilmesi için sadece çalışanların değil, üretim yapan işverenlerin de desteklenmesi gerekmektedir. Ancak bu denge, emeğin değeri göz önünde bulundurulmadan kurulamaz. Adil bir ekonomik yapı, ne işçiyi ne de işvereni tek başına zorlamadan sağlanabilir. Asıl amaç, üretimin sürdüğü ve emeğin karşılığını bulduğu dengeli bir sistemin kurulmasıdır.
Bugün geldiğimiz noktada, asgari ücretin yeniden tanımlanması ve işlevine uygun hale getirilmesi kaçınılmazdır. Emeğin değersizleştiği bir ekonomik model sürdürülebilir değildir. Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, onun çalışanlarının refahıyla ölçülmektedir. Çalışanlar, emek verip geçimlerini sağlayamadıklarında, burada ciddi bir sistem sorunu söz konusudur.
1 Mayıs’ın önemi tam olarak burada kendini gösterir. Bu gün yalnızca bir kutlama değil, emeğin değerini hatırlatmayı, adalet talebini dile getirmeyi ve daha dengeli bir gelecek için bir çağrı yapmayı ifade etmektedir. Unutulmamalıdır ki üretim, emeğin üzerine inşa edilmiştir. Emeğin değersizleştiği bir ortamda üretim zayıflar; üretimin zayıfladığı yerde ise gelecek belirsizleşir. Dolayısıyla mesele sadece ücretle sınırlı değil, doğrudan bir yaşam meselesidir. İnsan onuruna yakışır bir yaşam, her çalışanın en temel hakkıdır. Bu hak sağlanmadığı sürece ne ekonomik büyüme gerçek anlamda hissedilebilir ne de toplumsal huzur kalıcı olabilir. 1 Mayıs, bu gerçeği hatırlamak ve hatırlatmak için güçlü bir çağrıdır.