“`html
Şehir ve Müzik Arasında Seyyah: Anadolu Rüzgarları
İstanbul merkezli Seyyah, Anadolu ve çevresindeki müzik geleneklerini modern tınılarla harmanlayarak dinleyicilerine sunan dinamik bir kolektif. Grubun kadrosunda, keman ve vokalde Gabriel Meidinger, klarnet ve alto saksafonda Mehmet Ali Orman, gitar ve vokalde Güneş Demir, bas gitarda Ali Baran Özcan, perküsyonda Kerem Can Aslan, kaval, zurna, tütek gibi birçok enstrümanı icra eden Ozan Demir, Ceren Kaçar ile birlikte ud’da Jonas Pour Mozaffar ve çelloda Toby Kuhn yer alıyor. Bu ekip, akustik melodileriyle kaynaşmayı ve birlikteliği yansıtmayı amaçlıyor.
Yeni albümleri ‘Uçan da Kuşlara’, gelenekle bugünü bir araya getirerek 14 parçada Anadolu kültürüne değiniyor. Müzik geçmişi korumaktan ziyade, günümüzle bağ kurmanın yollarını arıyor. Kayıt, miks ve mastering işlemlerini grubun müzisyeni Ozan Demir gerçekleştirdi; yapımcı ise Lodos Müzik. Röportajımızda, albümdeki neşeli anların arka planını ve parçaların yaratım sürecini ele alıyoruz.
Günümüzde Anadolu folk müziği yapmak sizce ne ifade ediyor?
Günümüz Anadolu folk müziği, geleneği yalnızca temsil etmek değil, onunla olan ilişkimizi yeniden değerlendirmek demektir. Anadolu, sabit bir miras değil, sürekli değişen bir alan. Bu albümde geleneği koruma amacından ziyade, bu müziklerin günümüzle nasıl etkileşime girebileceğini sorguladık.
Albüm kayıt süreci nasıldı? Instagram’da paylaştığınız neşeli anlar gerçek miydi?
Birlikte çalıştığımızda eğlenceli anlarımız çok olmasına rağmen, bağımsız bir albüm üretmenin zorlukları dikkat çekici. Ekipteki bazı üyelerin yurtdışında yaşaması ve bürokratik engeller süreci güçleştirdi fakat stüdyo ortamı keyifliydi. Instagram’daki mutlu görüntüler gerçek fakat aralarında yoğun bir emek de var.
‘Gök Kuşağım’ klibindeki tersine dönen roller oldukça dikkat çekici. Western atmosferi fikri neden tercih edildi?
‘Gök Kuşağım’ın ritmi, yüzleşmeyi ve meydan okumayı barındırıyordu. Western estetiği güç ilişkileri ve çatışmalar üzerinden köklü bir dünya kuruyor. “Beyler sevdayı neyler?” sorusuyla erkeklik ve sorumluluk sorgulandı. Parçada geçen “eylerse, güzel eyler” ifadesi de bu yüzleşmenin bir parçası oldu.
‘Gabişim’de mizah unsuru ile gerçekliği harmanlıyorsunuz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mizah, bizim için bir yüzleşme biçimidir. Gabriel’in vize süreci hem absürt hem de gerçek bir deneyim. Bunu dramatize etmek yerine gülümseyerek anlatmayı tercih ettik. Gabriel, yıllardır bu coğrafyanın müziğinde yer alan ve bu kültüre katkı sağlayan bir sanatçı. Türkiye’de müzisyenlerin mesleki zorlukları, onun hikayesinin merkezinde yer alıyor. Performanslarda bu ortak mücadelenin altını çizmek istiyoruz.
Dinleyici dikkat sürelerinin kısaldığı bu dönemde eser üretmek nasıl bir his uyandırıyor?
Albüm çıkardığımızda, ilk olarak dinleyici alışkanlıklarını düşünmüyoruz. Bizim önceliğimiz, kendi beğenimize hitap eden müzikler üretmek. Mutlu olduğumuz bir noktadan yola çıktığımızda, benzer hisleri paylaşan dinleyicilere ulaşmak mümkün. Hızlı tüketim alışkanlıkları çoğunsa da, derinlemesine müzik deneyimlemek isteyen bir kitle hâlâ mevcut.
Gelecekte projeleriniz neler? Yeni klipler, turlar veya şarkılar mı geliyor?
Bu yıl yoğun bir konser programı ve sahne performansı planlıyoruz. Albüm üretim sürecinden sonra, dinleyicilerimizle bir araya gelmek ve projelerimizin yankılarını duymak için heyecanlıyız.
“`