Türkiye ekonomisi, enflasyonla mücadele ederken, asıl tehlikenin Hazine’nin borç stoku içinde gizlendiği görülüyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş döneminde 876,5 milyar lira seviyesinde bulunan toplam borç, 2026’nın ilk çeyreğinde kontrol edilemez bir düzeye ulaştı. Hazine’nin borç çevirme oranı ise %118’lere kadar yükseldi.
Hazine’nin borç durumu alarm veriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişin hemen ardından, toplam borç stoku (iç ve dış) 876,5 milyar lira olarak kaydedilmişti. Ancak, kısa sürede bu rakam dramatik bir artış göstererek 1 trilyon 813 milyar TL’ye ulaşarak %206 oranında bir yükseliş kaydetti. Seçim sonrası yeni ekonomi programının etkisiyle borç stoku bir önceki yıla göre %67 oranında artarak 6 trilyon 736 milyar liraya yükseldi. 2026’nın ilk çeyreğinde kamu borcuna 785 milyar lira eklenmesi, durumu daha da ciddi hale getiriyor.
Bütçeyi Sıkıştıran Faiz Yükü Kontrolsüz borç artışının en ağır sonuçları, bütçedeki faiz giderlerinde kendini gösteriyor. 2023 sonunda merkezi yönetim bütçesindeki faiz giderleri 674,6 milyar lira iken, 2025’te bu rakam 2 trilyon 54 milyar liraya ulaşarak %205 oranında bir artış göstermiş durumda. 2026’nın ilk çeyreğinde ödenen 867 milyar lira faiz, bu durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Maliyetler hızla yükseliyor. Hazine kağıtlarının maliyeti 2017 sonunda %11-12 seviyelerindeyken, 2025 yılı itibarıyla bu oran %40’a ulaşmış durumda.
Borç Çevirme Oranları Endişe Verici Hazine’nin Mayıs-Temmuz 2026 dönemini kapsayan iç borçlanma takvimi, mevcut borçların ödenmesi için yeniden borçlanma gerekliliğini ortaya koyuyor. Mayıs ayında 347 milyar TL ödemeye karşılık 382 milyar TL borçlanma planlanırken, Haziran’da benzer bir tutarda yeni borçlanma öngörülüyor. Temmuz ayında 602 milyar TL borç ödemesi için 710 milyar TL yeni borçlanma yapılması hedefleniyor. Bu da her 100 liralık borcu kapatmak için 118 lira yeni borç alınacağı anlamına geliyor.
Analiz: Vergi ve Satış Gelirleri Yetersiz Ekonomi yönetiminin son dönemde “faiz dışı fazla” kavramına vurgu yapması, olumlu bir işaret olarak görülse de gerçekler bunun tam tersini gösteriyor. Toplanan vergiler, kamu mülklerinin satışları ve özelleştirme gelirleri bütçeyi dengelemeye yetmiyor. Uzmanlar, kamuda gerçek bir tasarruf ve verimlilik programı uygulanmadığı sürece Türkiye’nin borçlanmayı “en kolay yol” olarak görmeye devam edeceğini ve bu durumun daha da derinleşeceğini öngörüyor.